4 sene önce hissettiğim şeyleri yeniden hissediyorum.
İçimde hiç bitmiyorsun. Hiç bitmiyormuşsun.
Senin de çok tanıdık olduğun o salona yeniden, uzun bir aradan sonra girerken o zamanlar hissettiğim duyguları yeniden hissettim. O tecrübesiz hisleri yeniden hissetmem o kadar ilginç ki.
O zamanlardaki kırgınlıklarım, kıskançlıklarım, üzüntülerim. Gözlerimin sürekli seni arayışı.
O salonda uzakta otursak bile varlığını her yerde hissederdim.
Yine hissettim, orada olmasan bile. Her yerde sen vardın, her yerde senden anılar vardı. O kadar garip ki. Bu kadar yoğun olduğunu unutmaya çalışırken oraya gitmem iyi olmadı sanırım.
O sahnede sadece seni izlerdim, sadece seni dinlerdim bilmiyorsun.
O sahneye son çıkışınız benim için de üzüntülüydü. Üzüntülü bir gündü. Maskelerimi taktığım yıllardı o yıllar.
Şimdi ise yapmam gerektiğine dair en ufak bir fikrim yok.
Ne yapmam gerek çocuk?
Hiçbir şey yapmıyorum.
Tam da kararımı vermişken hiç aklımda yokken birdenbire oraya gittim.
Sonrasında çok yakın olduğun biriyle buluştuk. Yine senden haberler aldım. Neden kötü hissediyordun? Seni son gördüğüm gün sendeki değişikliği fark etmiştim. Sana da bunu fark ettiğimi dolaylı yollardan söyledim.
Seni düşünmeyi en aza indirmeyi kafama koymuştum.
Kararımı vermiştim, gücümü toplamıştım.
Bu hislerle ne yapacağım?
Biliyorum, kahverengi değil turuncu. Haklısın.
"You'd better stop before you tear me all apart"
Galiba bunun için çok hem de çok geç.
Buradan uzaklaşmak istiyorum.
Biliyorum çocuk, seni görebiliyorum.
Seni okuduğumu bir gün sen de hissedeceksin.
O bir gün ne zaman, ikimiz de hazır olduğunda ama ne zaman?
Ben bu hislerimle ne yapacağım?
Oraya uzun bir süre gitmek istemiyorum.
Yukarı çıkmak istedim ama çıkmadık, çıksaydım çok daha kötü olacaktı. İyi ki kapalıydı.
O yıllar benim için "sen" dolu yıllar.
Ondan sonraki yıllarda seni içimde bir yerlere sakladım, seni bastırdım. Bundan başka bir seçeneğim yoktu ama adını duyduğum anda meraklı gözlerle dinledim her şeyi. Seninle ilgili aldığım her haber çok değerliydi.
Yeşil çimler var ayaklarımın altında, saçlarım açık.
Öğlen güneşi yüzüme ve saçlarıma vuruyor. Yüzüm güneşe dönük. Yüzüme ve saçlarıma vuran güneşin sıcaklığını tüm vücudumda hissediyorum.
Parıldayan bir golün kenarında duruyorum, yanımda bir söğüt ağacı var.
Ellerim göğsümde, birine sarılır gibi kavuşturmuşum kollarımı.
Yüzümde kendimden emin, bir şeyleri güvenle ve huzurla bekleyen bir gülümseme var.
Yüzüme ve saçlarıma vuran, sıcaklığını her yerimde hissettiğim öğle güneşi.
Yüzüm güneşe dönük ve ayaktayım.
Gülümsüyorum, bir şeylerin güveni ve huzuru var içimde, yüzümden okunuyor hepsi.
İşte seni böyle bekliyorum.
İşte bunu yapacağım, seni günşten korkmadan, gölgede olmadan bekleyeceğim. Güneşi her yerde hissediyorum.
Senin için huzurla, güvenle umut ediyorum.
Bunca zaman senin için umut ettim, bundan sonra da edeceğim.
Senin için umut ediyorum çocuk.
Biliyorum, daha nice okyanuslara beraber gireceğiz.
Yüzüne baktığımda dünya aydınlanacak.
Senin rengin altın sarısı.
Saturday, 11 April 2015
Friday, 10 April 2015
Thursday, 9 April 2015
Neden ittiğini görebiliyorum.
Bu sana ait olan neden, senin için o kadar büyük ki, bunu çözene kadar her zaman iteceksin, biliyorum. Bunu gördüğümün, bunun görülebilir bir şey olduğunun farkında değilsin.
Çocuk, o duvarları o kadar kocaman görüyorsun ki içinde hapsoluyorsun, aslında sen tutmasan bütün hepsi yıkılacaklar. Belki bu senin için gerekli bir şeydir.
Neden bu kaygılar içinde olduğunu anlayabiliyorum.
Ve bu kaygıların geçmedikçe duvarlarını da bırakmayacaksın.
Sonrasında o yıkılan duvarların tuğlalarından çok güzel bir hayat kuracaksın,
Benimle ya da bensiz.
Biliyorum.
Etrafında olan herkes çok şanslı olacak.
Sen bu uğultulardan kurtulana kadar senin için umut edeceğim.
Bu sana ait olan neden, senin için o kadar büyük ki, bunu çözene kadar her zaman iteceksin, biliyorum. Bunu gördüğümün, bunun görülebilir bir şey olduğunun farkında değilsin.
Çocuk, o duvarları o kadar kocaman görüyorsun ki içinde hapsoluyorsun, aslında sen tutmasan bütün hepsi yıkılacaklar. Belki bu senin için gerekli bir şeydir.
Neden bu kaygılar içinde olduğunu anlayabiliyorum.
Ve bu kaygıların geçmedikçe duvarlarını da bırakmayacaksın.
Sonrasında o yıkılan duvarların tuğlalarından çok güzel bir hayat kuracaksın,
Benimle ya da bensiz.
Biliyorum.
Etrafında olan herkes çok şanslı olacak.
Senin ışığınla uyanacak birileri.
Sana göre turuncuyu, bana göre kahverengiyi, en ince çizgisine kadar ezberleyecek birileri.
Seninle yeşil çay içecek.
Birileri senin aşkla baktıkların olacak.
Şarkılara seninle eşlik edecek.
Birileri ışıkları kapatıp birlikte hayal kurdukların olacak.
Sen bu uğultulardan kurtulana kadar senin için umut edeceğim.
Ben galiba çok korkuyorum.
Permutation
There are so many thoughts on my mind, they are fast, sharp, loud.
The control of my thoughts is out of my hands, I do not know how to cease them.
Should I seek ways to shut them up or should I let them be?
What should I do?
I cannot focus on, I cannot stop feeling like I am on a knife edge.
I cannot stop my thinking.
I do not want them to go, I want them to be quiet.
I want to focus on what I am doing and not to feel alerted all the time.
The control of my thoughts is out of my hands, I do not know how to cease them.
Should I seek ways to shut them up or should I let them be?
What should I do?
I cannot focus on, I cannot stop feeling like I am on a knife edge.
I cannot stop my thinking.
I do not want them to go, I want them to be quiet.
I want to focus on what I am doing and not to feel alerted all the time.
Wednesday, 8 April 2015
Yazamıyorum.
Kapalı bir kutu.
İçimde olan bir şeyler var.
Bilmiyorum onlar neler.
Neden varlar?
Ne olacak seninle?
Bütün her şey o kadar normal ki.
Bu normallik bana o kadar garip geliyor ki.
Küçük bakışmalarımız nerede?
Ben neden farklıyım?
Bu belirsizliğin olması gerek.
Zamanımız daha gelmedi ama titreşimlerini hissetmeye başlıyoruz, geliyor.
Farkında mısın?
Senin için umut edeceğim çocuk.
Senin için umut ediyorum.
Bunca zaman senin için hep umut ettim, bundan sonra da edeceğim. Biliyor musun?
Bileceksin çocuk.
Çünkü zamanımız geliyor.
Sana gelmek için okyanulara girmemiz gerekiyorsa, daha nice okyanuslara gireceğiz çocuk.
Her şeyi anlatacağım sana. Derin detaylarına kadar.
Bileceksin.
Kapalı bir kutu.
İçimde olan bir şeyler var.
Bilmiyorum onlar neler.
Neden varlar?
Ne olacak seninle?
Bütün her şey o kadar normal ki.
Bu normallik bana o kadar garip geliyor ki.
Küçük bakışmalarımız nerede?
Ben neden farklıyım?
Bu belirsizliğin olması gerek.
Zamanımız daha gelmedi ama titreşimlerini hissetmeye başlıyoruz, geliyor.
Farkında mısın?
Senin için umut edeceğim çocuk.
Senin için umut ediyorum.
Bunca zaman senin için hep umut ettim, bundan sonra da edeceğim. Biliyor musun?
Bileceksin çocuk.
Çünkü zamanımız geliyor.
Sana gelmek için okyanulara girmemiz gerekiyorsa, daha nice okyanuslara gireceğiz çocuk.
Her şeyi anlatacağım sana. Derin detaylarına kadar.
Bileceksin.
Sunday, 5 April 2015
Sana yazılar yazmak istemiyorum.
Birçok şeyi bilmem gerek.
Duygularım neler bilmiyorum, bu kadar karmaşık olmak zorunda değil.
Bana yaklaş, bana dokun.
Çocuk, sana bakınca neden dünya aydınlanmadı?
"Bugün Kadıköy'de bir terdirginlik var" dedim, o da "Sen tedirginsin" dedi.
Çok doğruydu. Bunu anlamasını beklemiyordum. Kendi hislerimi dolaylı yollardan söylemek istemiştim ama sen anladın.
Bu aslından güzel bir şey, o anın benim için değerli olduğunu tahmin etmezsin. Biliyorum.
O kadar aynıyız ki.
Çocuk, seninle yapmak istediğim şeylerin çoğunu yapıyoruz.
Merdivenin basamaklarını çıkıyoruz, en tepede ne var? Bir tepe var mı?
Basamaklarımız sağlam, geri dönüo baktığımda da her şey yerli yerinde duruyor.
Ama adımlarımız yavaş, böyle olması aslında çok güzel,
Ama şu sabırsız benliğime bu titreşim fazla geliyor.
Acaba sen neler düşünüyorsun? Kendi titreşimlerimde o kadar çok boğuldum ki senden bana gelenleri analiz edemedim.
Benden sana gidenleri kontrol edemedim.
İçimde bir tedirginlik var.
Nedenini bilmiyorum, huzursuz, tedirgin.
Subscribe to:
Posts (Atom)