O kadar güzeller ki alıp çalmak istiyorum, benim yapmak istiyorum.
Parmaklarımı içinden geçirmek istiyorum.
Bütün sınırlardan arınmış olsunlar, bütün engellerden, sonra bana gelsinler sonra ben onlara gideyim, birbirimizden sıyrılıp tek olalım istiyorum.
Sonra tenin tenime değsin mesela, çok severiz ya çıplak bedenlerin birbirine değişini.
Dumanları izleriz belki sonra, havaya karışmalarını.
O kadar çok küfür etmek istiyorum ki sana ama etrafa ayıp olacak.
Bizim olmayan düşüncelerden sıyrılsak, saf olsak belki.
Biraz daha hayal kursak keşke geleceğe dair, bu sefer kimse bölmese.
Bir gün sana rastlayacağım, selam vereceğim, sen bunlardan habersiz.
Wednesday, 30 April 2014
Elbette bir gün onun hakkında sorduğum sorular da gelmemeye başlayacak.
Önemi mi kalmayacak nedir.
Şimdi soruyorsam, bu onun hala bende bir önemi olduğu manasına mı geliyor?
Bak yine aynı irdelemeyi yaptım.
Onun önemli olduğu manasına mı geliyor yoksa sadece bir alışkanlık kazanmış olduğumu mu gösteriyor.
Onun yokluğunda onu merak etme alışkanlığı.
Onun bana yaptığına karşı bir öfkem yok artık. Sadece "Keşke böyle yapmasaydı, kendini bana vermeyi deneseydi güzel şeyler yaşardık" diye düşünmüyorum.
"İkimizi bir arada düşünüyorum ve artık güzel bir çift görmüyorum." dedim geçenlerde, hayal kurduğum zamanlara dediğim şeylere karşılık olarak.
Aslında bunu hala bilemem. Bana kendini verseydi eğer, bende ona kendimi verseydim bu değiş tokuşta birbirimize nasıl karışırdık bilemem, çünkü ikimiz birbirimizi birbirimize hiç vermedik, kendimizi hiç "öyle" açmadık. Onun bende nasıl olduğunu, benim ondan nasıl olduğumu görmedik.
Eskiden bu olasılığa çok pozitif bakıyordum, hayallerimi tetikleyenler de bu bakış açımdı zaten, kendimden çok emindim. Ancak yaşananlarla birlikte gördüm ki bu kadar pozitif bakmak yanlışmış.
Artık "Keşke bana gelseydi çok güzel bir çift olurduk." demiyorum. Bunu denemeden bilemeyiz diyorum, bu bir hayli büyük bir ilerleme, bakış açımdaki büyük bir değişikliğe işaret ediyor.
Keşke böyle şeyler yaşanmasaydı da demiyorum çünkü ondan sonra ilişkiler hakkında ve diğer birçok bağlantılı konu hakkında çok düşündüm, kendime bir şeyler kattım, bir farkındalığa ulaşıyorum belki de ulaştım. -Hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz aslında, "Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir"-
"İyi ki" ya da "Keşke" ile başlayan cümleler kurmuyorum, sadece durumu kabul ediyorum ve kazandıklarıma bakıyorum.
Önemi mi kalmayacak nedir.
Şimdi soruyorsam, bu onun hala bende bir önemi olduğu manasına mı geliyor?
Bak yine aynı irdelemeyi yaptım.
Onun önemli olduğu manasına mı geliyor yoksa sadece bir alışkanlık kazanmış olduğumu mu gösteriyor.
Onun yokluğunda onu merak etme alışkanlığı.
Onun bana yaptığına karşı bir öfkem yok artık. Sadece "Keşke böyle yapmasaydı, kendini bana vermeyi deneseydi güzel şeyler yaşardık" diye düşünmüyorum.
"İkimizi bir arada düşünüyorum ve artık güzel bir çift görmüyorum." dedim geçenlerde, hayal kurduğum zamanlara dediğim şeylere karşılık olarak.
Aslında bunu hala bilemem. Bana kendini verseydi eğer, bende ona kendimi verseydim bu değiş tokuşta birbirimize nasıl karışırdık bilemem, çünkü ikimiz birbirimizi birbirimize hiç vermedik, kendimizi hiç "öyle" açmadık. Onun bende nasıl olduğunu, benim ondan nasıl olduğumu görmedik.
Eskiden bu olasılığa çok pozitif bakıyordum, hayallerimi tetikleyenler de bu bakış açımdı zaten, kendimden çok emindim. Ancak yaşananlarla birlikte gördüm ki bu kadar pozitif bakmak yanlışmış.
Artık "Keşke bana gelseydi çok güzel bir çift olurduk." demiyorum. Bunu denemeden bilemeyiz diyorum, bu bir hayli büyük bir ilerleme, bakış açımdaki büyük bir değişikliğe işaret ediyor.
Keşke böyle şeyler yaşanmasaydı da demiyorum çünkü ondan sonra ilişkiler hakkında ve diğer birçok bağlantılı konu hakkında çok düşündüm, kendime bir şeyler kattım, bir farkındalığa ulaşıyorum belki de ulaştım. -Hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz aslında, "Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir"-
"İyi ki" ya da "Keşke" ile başlayan cümleler kurmuyorum, sadece durumu kabul ediyorum ve kazandıklarıma bakıyorum.
Monday, 28 April 2014
Bugün onun fotoğrafına baktım.
Ve hayalini kurduğum adamı gördüm.
Değişik bir histi, ikilemde kalmış bir his. Bunu çok düz bir şekilde anlatacağım.
Sanki fotoğrafta olan kişi gerçekte olan "o" değildi, bambaşka birini gördüm.
O fotoğraf, daha onun hayalini kurduğum zamanlarda baktığım fotoğrafıydı. Biz daha yeni tanışmıştık o zamanlar, ben onun görüntüsüne aldanmıştım, sonrasında hep hayallerime girmişti. Daha o zamanlar, o fotoğrafa bakıp gerçekte olan ondan bambaşka bir adam büyüttüm ben hayalimde. Onun görünüşünden esinlenerek kendi içimde o "kılıfa" bir karakter yarattım. Bunun çok yanlış olduğunu ancak şimdi anlayabiliyorum.
Uzun sarı saçlı, temiz suratlı, gülümseyen, mutlu bir çocuktu fotoğraftaki.
Mutlu birini görmüştüm ben o çocukta.
O fotoğrafa bakarken hayalini kurduğum adamın fotoğrafına bakıyordum. Sadece bende gerçekti o, aslında gerçekte öyle biri yoktu.
Üzüldüm. Onun gerçekte hayalimdeki gibi olmadığı için.
Sanki gerçekteki o, eylemleriyle bendeki onu öldürmüştü. Kızdım gerçekteki ona.
Hayalimdeki adamı öldürmüştü.
Keşke tek bir cümleyle anlatabilsem bunları.
Yağmur yağdığında özellikle açıp dinlediğim şarkılar var. Hepsi de Jeff Buckley'den.
O yüzden Jeff'e "Yağmurun Adamı" demek istiyorum. Jeff dendindiğinde bu aklıma gelmiyor, sadece yağmur yağdığında bu şarkıları dinlemek istiyorum.
Lover You Should've Come Over
Mojo Pin
Forget Her
Dream Brother
Neredeyse Grace albümünün tamamı.
Ama özellikle o üç şarkı. Aslında hepsi ama özellikle o üçü, çünkü yağmur Grace'in tümüne yetişemiyor.
"Looking out the door I see the rain..."
O yüzden Jeff'e "Yağmurun Adamı" demek istiyorum. Jeff dendindiğinde bu aklıma gelmiyor, sadece yağmur yağdığında bu şarkıları dinlemek istiyorum.
Lover You Should've Come Over
Mojo Pin
Forget Her
Dream Brother
Neredeyse Grace albümünün tamamı.
Ama özellikle o üç şarkı. Aslında hepsi ama özellikle o üçü, çünkü yağmur Grace'in tümüne yetişemiyor.
"Looking out the door I see the rain..."
Sunday, 27 April 2014
Ben, benim benliğim aslında bir ruh, bir enerji ve o içine girdiği, beni taşımakla yükümlü olan bir bedenin içinde. Benim bu boyutta fiziksel olarak var olmamı sağlayan bir bedenim var. Bu boyutta bedenin ruhsuz, ruhun ise bedensiz hiçbir gerçekliği yok. Sanki iki farklı mekanizma gibi, bazen ruhuna hayran kalıyorsun bazense bedenine, beynine.
İkisini birbirine rezone etmek ise güç iş.
Ruhun bedeni kontrol edebilmesi bir sanat.
İkisini birbirine rezone etmek ise güç iş.
Ruhun bedeni kontrol edebilmesi bir sanat.
Subscribe to:
Posts (Atom)