Tuesday, 24 May 2016

Gözlerimin önünde büyüdün, büyüyorsun.
Yazma yetimi kaybetmişim. 
Daha lisedeydik.
Sana bakıp kızarıyordum ancak.
Tek yapabildiğim şey sınıfının önünden geçip sana bakıp seninle gözgöze gelmemeye çalışmaktı.
Seni görünce heyecanlanmaktı.
Sonra neler oldu çocuk.
Sen büyüdün.
Şimdi mezun oluyorsun.
Gözlerimin önünde.
Giderek hayatını görüyorum.
Sen beni boşver. Konumuz hep sensin.
Her zaman içimde bir yara olarak kalacaksın.
Bizim için umutlar solmuş artık biliyorsun.
Bilmiyorsun ki, düşünmüyorsun. Neden düşünesin.
İstanbul'a dönünce senden kaçacağım çocuk.
Seni göremem.
Yeniden dönemem.
Yeniden hissedemem.
Bitiksin çünkü. Sonu çoktan geçtik çünkü.
Ama evet, her zaman içimde bir yerlerde bir parçam seni hep önemseyecek.
Sen mezun olurken gülümseyecek.
Mutluluğunu gördükçe buruk mutluluklar hissedecek.
İçimden bir parça senin o ışığını her zaman görecek.
Diğerleri ise inkar edecek.
Ama içimden bir parça sana hiçbir zaman sahip olamayacak.
Bir parçam hiçbir zaman sana yetemeyecek.
Bir parçam her zaman seninle olmak isteyecek.
Görüyorsun, seni aldım buralara getirdim. Seni bambaşka yerlere taşıdım, görünen o ki ister istemez taşıyorum da.

Ah tamam. Gittin. 
Geriye kalan duyguları akıtıyorum sanırım. 
Şu anda hiçbir şey hissetmiyorum.
Yine de biliyorsunuz, her zaman bir parçam...


Monday, 23 May 2016

Antwerp'teki 3 ay 23. günüm.

Nasıl geçti, neler oldu? Zaman ben anlamadan geçiyor,
Çok çabuk geçiyor.
İstanbul'u özlüyorum, İstanbul'un kendisinden çok Kadıköy'ü ve Ataşehir'deki rutinlerimi özlüyorum.
Burada hayat İstanbul'dakinden çok daha kolay. İstanbul'da kaos var. Her yerde bir koşuşturmaca, her yerde bir gürültü. Şehirin kendisi karmakarışık, toz duman içinde.
Burada gittiğim yerler belli, gideceğim yerler işaretli, nasıl gidilecekse aynen öyle gidiyorsun.
Trafik hayatımda gerçekten büyük bir stres kaynağıymış, biliyordum, şimdi daha da iyi biliyorum.


Ülkemi, kültürümü, dilimi seviyorum ama içimi acıtıyorlar.
We, the ones who think, know why it hurts.

Kıyaslama yapmayacağım. Daha da için içim acıyor.
Ah güzel ülkem sana ne yapıyorlar böyle?

Better than I was
And stronger than I was

That is how I feel.

Thursday, 19 May 2016

Monday, 25 April 2016

Gittin çocuk.
Ve bunun için çok mutluyum.

Paris

Monday, 21 March 2016

You guys are players and I don't play with you

Thursday, 3 March 2016

İşte öyle.

Yine aynı cümlelere döndüm iki fotoğrafa bakınca. Yazı özlüyorum. Burukluğunu, itirafları, içkileri, kahveleri, sigarayı, geceyi, bulvarı, sohbetleri, kahkahaları, küfürleri.
En çok da seni ne kadar saf sevdiğimi, seni nasıl da bambaşka gördüğümü özlüyorum.
Sana saygı duyardım, seni alır buyuturdum ve bunu yapmamayı tembihlerdim. Sana olan sevgimi bir günah gibi söküp atmaya çalışırdım.
Çünkü biliyordum, yakın gelecekte bize ait bir zaman yoktu. Ama umutlarım her zaman oradaydı, onlar seni bende tuttu, çokuzun zaman hem de.
Sana bile benzemiyordu sevdiğim, sevmeye çalıştığım herkes.
Şimdi sevdiğim, sevmeye çalıştığım ya da sevebileceğim kimse yok.
Bambaşka bir kültürün içindeyim ve aklıma arada hala senin gelmen beni şaşırtıyor.
Bu kadar sevgiyi hak eden biri değilsin, sen de biliyorsun diyeceğim ama zaten umuru da değil. Umurunda olsaydım bile şu seni pek irdelemezdi.
Ya da sadece dışarıdan öyle gozukuyorsun.
Seni tanıyamadım.
O kadar şeffaf gözüküp bir o kadar da kapalısin da. Ama sanirim bu cumleler icin artik cok zaman gecti.

Her seyden sonra, bir yanim seni ne olursa olsun, ne yaparsan yap hep sevecek sanirim. En kucuk parçam olsa bile bir yerlerde hep senin icin icimden ağlayacagim, seni onemseyip seni dusunecegim.
"Gitmiyorsun" lafını milyonlarca kez artık derim tahriş olana kadar söyledim ama doğru da. Gitmiyorsun, gitmeyeceksin.
Ama artık senin için umut etmiyorum çocuk.
Bunca zaman senin icin umut ettim, artık gercekten etmiyorum. Edemiyorum. Etmeyeceğim de.
Artik zamanların önemi yok, artık biliyorsun da ama bir önemi yok. Değişen tek sey geçen zaman, etrafımdaki dekorlar ve sana olan duygularım oldu.
Ne acı.

Senin icin kurduğum bir "kelime hikayesi".
"Senin icin hep umut ettim, ediyorum, edeceğim."
"Zamanimiz gelecek, biliyorum."
"Bilmiyordun, artik biliyorsun"

Onlara bakip seni düşünüyorum. Hepinize uzağım.
Belki de kimseyi seni istediğim kadar istemeyecegim. Bu hisler icin su anda yorgunum sanirim, kendimi o duygulara yakin hissetmiyorum.

Neyse çocuk, yine senden bahsettik. Sıkılmışsındır, gidiyorum.

Güneş.