Thursday, 5 May 2011

Yine soğuk.
Ve yine her şey yarım.
Hani onca spermin arasından dünyaya gelen biz olduğumuz için götümüz kalkıyor ya, hiçte o kadar şanslı değilmişiz şimdi farkına varabiliyor musun?

Oda.

Kendini hissedebiliyor musun,görebiliyor musun çevrendeki onca iğrenç şeyi, tadını alabiliyor musun yiyemedğin onca lezzetsiz şeyin, gözlerine bakabiliyor musun onun, bütün düşüncelerinden korkularından tuzaklardan uzak kalmış benliğinle ya da kokusunu çekebiliyor musun çürümüş ciğerlerine.özlüyorsun ama kimi ve neden, bu özlem değil kasıklarına batırılan bir kaç iğrenin verdiği acı sadece."bazen" diyorsun içinden ama kimse anlam veremiyor yıllardır tekrarladığın bu sözcüğe.dudakları.onları hissedebiliyor musun, karşında tanımadan bütün sırlarını verdiğini öperken.kanın koyuymuş görüyor musun. bak hemen eğer görmediysen. oluk oluk, hemen bakmazsan bir daha göremeyeceksin.ölümünü yazıyorsun bilmeden kendini kapattığın o küçücük odanda,beyninde..hapsolmuş belleğinle anlamsız cümleler fısıldıyorsun onun kulağına, gözlerinden yaş yerine dudaklarında gülücükler akıyor ama neden bilmiyorsun.ağlayamıyor bile kurtların doldurduğu gözlerin,yaptığın onca hata karşısında sadece beyazsın.siyah ve beyazsın.karşındakiler seçsin demişsin kim olduğunu seçmeleri için, ya siyahsın ya da beyaz.ama artık seçim yapanları bile merak etmiyorsun, dinlemiyorsun.sen artık burada değilsin, beyninde değilsin, aklın yok,bakıyorsun ama görmüyorsun hiçbir şeyi, görsen de anlam veremiyorsun bir bebek gibi.ağlasan bile seni dinleyen yok,kimsenin çığlıklarını duymayacağını bildiğin için, artık hapsolduğun yerde tek bildiğin şey olmuş çığlık atmamak.istesen ciğerlerin patlayana, ses tellerin kopana kadar bağırırsın.istememeyi öğrenmişsin sen hayatının sonlarında, bakıp da görmemeyi,duyup da dinlememeyi,bilip de umursamamayı öğrenmişsin ama sonunda delirmişsin ve ölüyor beyaz ve daha buruşmamış bedenin,belki yavaşça ölüyorsun,belki de çoktan burada değilsin , hissetmiyorsun..kan hala oluk oluk akıyor ve belki yıllarca akacak ya da yarın ya da bir saat sonra rahatlayacaksın.Mavi gözlerinden tek bir yaş düşecek gözlerinin kapanmasına, bilincinin uçmasına ramak kalmışken, o göz yaşı da hatırladığın tek bir şey için akacak.o.

Wednesday, 4 May 2011

Biri şu iğrenç şeyi çekip çıkarsın içimden, giderek büyüyor.
-kimse gelmicek miydi?
-geldi zaten?
-evet ama hiçbir şey değişmedi, onun için göndermedi mi onu bana,tepeden bakan?
-hayır, o sadece seni daha da yaralamak için orda, şimdi iyisin daha sonra hissedemeyeceksin bile..
(kız hiçbir şey demeden gider ve yürürken söylenenlere şaşırmadığını fark eder, zaten önceden biliyordur.)



bu kadar çabuk değişmemeli duygular, özlüyorum.

Sunday, 1 May 2011

Please let there be a light, in a darkened room.

 Kaçan kovalanır bilirsin.




her şeyi bu kadar derin yaşamak istemiyorum artık,beni anlaman gerek,bana yardım etmen gerek."son"a kadar böyle yaşayamam.ızdırap.lütfen beni anla ve sakın yargılama çünkü ben böyleyim,en ufağında bile ben böyleyim.pesimist,karamsar.

Sen

Bazen çok küçük şeyler bile etkiler bütün hayatını, minicik ayrıntılar bela olur, kendini iğrenç hissetme nedenin olur.Sevmezse sevmesin diğerleri, onun değer verdikleri bile, eğer ki bu kadar etkiliyorsa onların düşünceleri onu, o zaten sana uygun bir insan değil.sen sadece çok fazla değer verirsin her zaman, sonunda hep sen üzülürsün ama bir türlü öğretemezsin kendine değer vermemeyi, hiçbir zaman alıkoyamazsın, hiçbir zaman öğretemezsin kendine onlar gibi olmayı, en senden bildiğin insan bile yüzüne bakmaz senin en küçük hatanda.berbat hissettiğini bile bile senden bir şeyler beklerler, onların beklediğini verirsin onlara ama sonrasında daha fazlasını isterler, sendede daha fazlasını verecek güç yoktur artık,kalmamıştır.senin duyguların değil onların egoları, kızgınlıkları öndedir hep.zaten sen hiçbir zaman öğretememiştin kendine onlar gibi olmayı.senden bildiğin insan da "onlar"dandır aslında, sana yalan söylemiştir çünkü o, "senin gibiyim" diyerek .şimdi sana söylüyorum ki hiçbir zaman aklından çıkarma, hiç kimse sen değil, hiç kimse senin kadar sana önem vermez, öncelik vermez.ne kadar derinse duyguların ya da düşüncelerin, anlaması o kadar zordur onlara göre.anlam veremezler çünkü senin gibi hissetmezler çünkü hiç kimse sen değil,kimse senin gibi hissetmez.sana derler ki "takıntılısın, kızgınsın,neşelisin, sinirlisin,eğlencelisin" herkes sana bir sıfat takar,herkes kendine göre yorumlar seni çünkü herkes farklı görür başkalarını,kendinden olamaynları.ne kadar kendine desen de "umurumda değil" diye, aslında umurundadır,düşünmemeye çalışsan bile aklındadır tüm ayrıntılar.kim neden umursamaz ki dışarıda olanları, herkes umursar.Umursamam diyen insan en çok kafaya takandır, bil bunu.sadece kendi kendini inandırmaya çalıştırır buna,her defasında söylerek inandırmaya çalıştırır kendine.Her şey düzelecek biliyorsun değil mi?hepsi güzel olacak ve sen şu anki hislerine anlamsızlarmış diyeceksin, şu uzun süreli hissettiğin hislere 1 saniye gülüceksin sadece ve sonra unutacaksın..çok basit olacak her şey senin gözünde.her şey çok güzel olacak. çünkü sadece sen varsın kendine iyi gelecek.aslında diğerleri de senin gibi düşünürler, "sadece ben varım kendime iyi gelecek" diye. ve onlar mutlu edecek şeyleri yaparlar,yaptıkları seni rahatsız edebilir belki ama zamanında bazı şeyler onları da çok üzmüştür ve derler ki "ben bunu hakettim çünkü çok üzülmüştüm zamanında" .İşte böyledir hepsi.Yaşayabileceğin en güzel şeyler bile bir yalandır, bir çıkardır.Keşke hiç birinin farkında olmasan, olamasan.Ama sen böylesin değişemezsin artık.Değişmeye çalıştın çünkü uzun bir süre.Seni en iyi anlayan benim, ben senim.
lütfen artık geriye dönüp sadece 1 saniyemi harcayayim bu anlara.

Time

Ticking away the moments that make up a dull day 
Fritter and waste the hours in an offhand way
Kicking around on a piece of ground in your home town
Waiting for someone or something to show you the way

Tired of lying in the sunshine staying home to watch the rain
And you are young and life is long and there is time to kill today
And then one day you find ten years have got behind you
No one told you when to run, you missed the starting gun

And you run and you run to catch up with the sun, but it's sinking
Racing around to come up behind you again
The sun is the same in a relative way, but you're older
Shorter of breath and one day closer to death

Every year is getting shorter, never seem to find the time
Plans that either come to naught or half a page of scribbled lines
Hanging on quiet desperation is the English way
The time is gone, the song is over, thought I'd something more to say

Home, home again
I like to be here when I can
And when I come home cold and tired
It’s good to warm my bones beside the fire
Far away across the field
The tolling of the iron bell
Calls the faithful to their knees
To hear the softly spoken magic spells.







hani bir şeyler olması gerek diyordum ya hep, "time" bana kapak olsun.